AbRaXaS…

Eylül 27, 2008

Eşleştiklerim…

Kategori: Mim — aksitabraxas @ 11:16 am
Tags: , , , , , , , ,

Blogcu adresimle ve yine bir sobelenme yazısıyla huzurlarınızdayım… Bu sefer eğlenceli bir şekilde (diğerleri değil miydi demeyin, düşüp bayılırım…) MeleBekk tarafından sobelendim. İlginç bir testle kendimize en yakın olanlarla eşleştiriliyoruz…

Sizler de bu zevkli testi yapmak için BUYRUN BURADAN

Ben de hemen sonuçlarımı sizlerle paylaşayım:)

Kısmen kendimi gördüğümü söyleyebilirim bu testte, ancak bütünüyle öyle miyim, işte bunu bilemiyorum…Eşleşme yüzdelerime gelince sadece bir kişiyle %56 eşleşmiş görünüyorum. İki kişiyle %49luk bir uyum ve on yedi kişiyle de %42…Ehh hadi hayırlısı.. :) ) Bu noktada birini sobelemem gerekiyor sanırım, o yüzden ben de sevgili Cii‘yi sobeliyorum, sobeledim…

Sevgiler.


Abraxas…

27.09.2008

Eylül 26, 2008

Ebe-Sobe…

Kategori: Mim — aksitabraxas @ 7:16 pm
Tags: , , , , ,

Ebe oldum!!!

Evet yanlış okumuyorsunuz, blogcu adresimle 4. kez sobelenme şerefine nail olmuş bulunmaktayım…

Sevgili Jojee beni sobeledi, birini sobeleyebilmem için oyunun kuralları içerisinde hareket etmeli ve birkaç sorunun yanıtını siz, okuyucularla paylaşmalıyım. Dilerseniz hemen başlayayım:

İsminiz?

Valla kimliğimde yazılanı yazmama gerek yok sanırım, gerçi blogumu takip edenler zaten soy ismime kadar biliyorlar, herneyse “Abraxas” denmesini tercih ediyorum. Zaten arkadaşlarım da bana abraxas, abrix, abra, abrakadabra ve hatta abrahaks gibi isimlerle hitap ediyorlar. Bu son yazdığım isimle hitap etmeyin, bozuşuruz benden söylemesi… :) )

Nerelisiniz?

Aslında bu konuda da birtakım fikir ayrılıkları yaşamaktayım. Ankara’da doğdum, orada büyüdüm. Eğitimimi İstanbul’da devam ettiriyorum. Babam Kars’lı ama aslında onun babası İran’dan mı ne gelmiş, ailecek böyle bir karmaşaları var, hala anlamış değilim, zira diğer amcamlar da Rus. Bazen diyorum acaba babamda da Rusluk var mı? Adam bildiğiniz beyaz tenli, sarışın ve renkli gözlü… İşte böyle şeyler, artık siz neresi derseniz oralıyım… Hepsi kabulümdür.:)

Yaşadığınız yer?

İstanbul-Ankara arasında mekik dokumaktayım.

Mesleğiniz?

Henüz bir mesleğim olduğunu söyleyemem, ancak mesleki eğitimimi İstanbul Üniversitesi Kimya Mühendisliği bölümünde devam ettiriyorum. (Ahan da kimliğim açığa çıktı :p)

Hobileriniz:

Tartışmasız ilk sırada müzik var, gitarda klasik müzik eğitimi aldım ama okul dersane falan devam ettiremedim. Daha sonra tiyatro var, yine bir sene tiyatro eğitimi aldım ama sıkıldım, çok vakit alan bir iş, izlemek daha zevkli.  Satranç benim hobi kriterlerine sokabileceğim ilk çalışmam aslında. Yaklaşık üç yıl satranç eğitimi aldım ve iki sene de mezun olduğum ortaokulda gönüllü olarak satranç dersleri verdim. Şimdilerde benimle oynayan kimse olmadığından bu da havada kaldı… Resim yapmayı çok severim, lisedeyken modeller üzerinde saatlerce çalışırdık, bu da resim konusunda gelişmeme çok yardımcı oldu diyebilirim. Son olarak tarihi mekanları gezmeyi çok seviyorum, herkese de tavsiye ederim… Gidilecek yer tarihi bir mekansa eğer, hiç sıkılmadan bin kere gidebilirim. :) )

Evli misiniz?

Önümüzdeki yetmiş beş yıl boyunca evlenmeyi düşünmüyorum zaten insanı bir arada tutan şey bir imza mıdır? Buna hiç inanmam.

Kaç çocuğunuz var?

Henüz yok ama planlarım var, mesela bir çocuk evlat edinmeyi çok istiyorum ilerde, çocuklar dünyadaki bütün güzellikleri yaşamayı hak ediyorlar çünkü, hepsini çok seviyorum.

En sevdiğiniz yemek?

Valla çok var…

Annemin yaptığı mantıya asla hayır demem mesela… Sonra Süleymaniye’de kuru fasulye pilav yemeyi hiçbir şeye değişmem. Karnı yarık da acayip severim. Sarma falan ne bulursam yerim. Dolmayı sadece zeytin yağlı severim.

Nerelere gitmek istersiniz?

Hangibirini sayayım bilemiyorum ama Türkiye sınırları içinde kalırsak eğer kesinlikle Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz Bölgeleri’ni gezmek isterim. Yok, eğer illa sınır dışına çıkacaksam Kahire ve Barselona görmek istediğim şehirlerin başında yer almakta… Yine de ömrüm olsun da daha fazla yeri göreyim.Biraz aç gözlüyüm galiba. :) )

Evet efendim, soruları başarıyla cevapladım ve beş yıldızlı pekiyiyi hak ettim, şimdi gidip kendime kurdele takacağım ama öncesinde PuCCa’yı sobeliyorum.

Sevgiler…

Abraxas…

26.09.2008

Eylül 25, 2008

Biriktirdim, Doldum, Taştım…

Kategori: Şiir Kutusu — aksitabraxas @ 6:50 pm
Tags: , , , , , , ,

Dışarısı da tıpkı ruhum gibiydi

Buz gibiydi…

Isıtmaya çalıştım

Sımsıcak bir kahveyle

Isınmadı

Bir acı saplandı o anda…

Kesti bir yerlerimi bıçak gibi

Ama anlamadım, kanamadı da…

Kırıklar vardı sadece…

Soğuktu

Paramparçaydı…

Süpürdüm halının altına…

Unuttum sonra

Ama

Süpürmek vakti geldiğinde tekrar

Birikmiş olanları,

Diğerlerini…

Kendini gösterdi o anı beklermişçesine

Temizlemek istedim bu sefer

Kurumuştu,

Temizleyemedim.

Abraxas…

05.12.2007

Eylül 23, 2008

Okul Yolu Düz Gider lalalalalalala…


Efendim okullar açıldı malumunuz, bu sene okulumuz bir ilke imza atarak diğer fakültelerden erken açıldı hatta erken açılmakla da kalmadı sanki arkamızdan altılar kovalarmışçasına diğer birçok üniversiteden de erken kapılarını açtı, eğitime öğretime… Aslında bu belki de iyi olur, zira finallerin temmuza kadar uzaması beni çok rahatsız eden bir durumdu, hiç bütünlemeye kalmış olmasam da bütünlemeye giren arkadaşlarımın temmuzun o bunaltıcı sıcağında sınavlara gitmelerine çok üzülmüştüm, yazın Afrika sıcağını aratmayan o günlerinde biz dışarı çıkmaya bile cesaret edemezken, iş, güç, sınav dolayısıyla yollara düşen insanların hali harap ve bitaptı…Zira 18 temmuzda bile sınava gidenler vardı, korkunç değil mi? Yaz okulunun olduğu okullar hakkındaysa yorum yapmak bile istemiyorum…

Bu sene okulun erken açılmasından dolayı, daha erken bir tarihte de kapanacak… Tabi bu sefer bütünlemelerle birlikte temmuz ayının başına yine dayanacaktır, umarım bütünlemelere girmeme de hiç gerek kalmaz. Kendime acımak istemiyorum çünkü.

Bu sene derslerimiz oldukça ağır, bunu ilk derslerden de görmek, anlamak mümkün. Ancak laboratuvar derslerimiz henüz başlamadığından onların zorluk dereceleri hakkında şuan pek fikir yürütebilecek konumda değilim.

Organik Kimya, dersin Türkçe işlenmesi açısından bir avantaj teşkil etmekle beraber, namını pek sıklıkla duyduğumuz Prof. Dr. Cemil İbiş’den bu dersi almanın ileriki günlerde –bizim adımıza- bir zorluk teşkil edip etmeyeceğini de bizzat yaşayarak göreceğiz. Şimdilik oldukça sessiz sakin günler geçirmekteyiz, zaten hocamız da birinci sırada oturan öğrencinin bile kendisini duymakta zorluk çektiği desibel şiddetinde konuşmakta.

Differential Equations, Türkçe adıyla Diferansiyel Denklemler dersi de bu senenin zor derslerinden birisi, ancak dersimize giren Öğretim Üyesi Emre Güven hocamızı da geçen seneki Mathematics I ve II derslerinden az çok tanıdığımız için bu derse dair en ufak bir korku ya da tereddütü şimdilik içimde barındırmamaktayım.

Prof. Dr. Gülten Atun, Fizikokimya dersimize girdi ama valla ne yalan söyleyeyim dersinde rahatlıkla not alabildiğim tek hocaydı. Bu çok hoşuma gitti.

İlk günden hayatımıza konuşmasıyla hızlı bir giriş yapan Analytical Chemistry (Analitik Kimya) dersinin hocası Prof. Dr. Reşat Apak hakkındaki görüşlerimi de yazmazsam içim hiç mi hiç rahat etmez. Derse girer girmez seri halde İngilizce konuşmaya başladı ama diksiyonun mükemmeliyetini konuşmaktan hocayı dinlemeye pek vakit bulamadık, ardından halimize acıdı mı bilemem ama İngilizce olarak yaptığı uzunca konuşmanın bir benzerini de dersin ilerleyen dakikalarında Türkçe olarak tekrar etti ve bizi tarifsiz bir şekilde bir kez daha büyüledi, TRT spikerlerine taş çıkaran o mükemmel diksiyonuyla… O an dedim, “Tamamdır, olay budur, hoca budur…” Daha sonra dersin üç saat olması neticesinde (Aslında 4 saat ama 1 saati farklı bir hoca tarafından işleniyor.) bir anfiyi doldurmuş olan sınıfın meraklı bakışları arasında yeniden İngilizceye dönerek hızlı bir şekilde başladık ilk konularımızı işlemeye… Bize ilk dersten tolerans tanıyarak İngilizce olarak anlattığı her şeyi Türkçe olarak bir kez daha açıkladı. Ancak inanın, Türkçe not tutmak hiç bu kadar zor olmamıştı, İngilizce hak getire… Kimbilir, belki zamanla alışırım. Her şeye alışıyoruz zaten değil mi? Sonrasındaysa sınıfın ortak kararı sonucunda dersin bundan böyle hem İngilizce hem de zaman zaman Türkçe olarak işlenmesine karar verildi. Böylece biraz rahatlama fırsatı da bulmuş olduk, bu ince anlayışından dolayı da ilk dersten sevgimizi kazandı, ki aslında buna hiç ihtiyacı yok…

Her neyse şimdilik okul izlenimlerim bunlarla sınırlı ama yakında bunlara yenileri eklenecektir. O zaman da bu kadar rahat yazılar yazabilir miyim, bunu bilemiyorum tabi.

Yeni yazılarda görüşmek dileğiyle sevgilerimi sunarım efem!

Abraxas…

23.09.2008

Eylül 22, 2008

Yağmur Yağsa Uykum Kaçsa…

Kategori: Sevgili Günlük — aksitabraxas @ 1:49 pm
Tags: , , , , , ,

İstanbul yağmurlu, hiddetli, şiddetli içindekileri kusuyor adeta. Ben bu olaya üzerime aldığım yağmurluk ve elimdeki şemsiyeye rağmen öncelikle bilmem kaç YTL verip de almış olduğum eşi benzeri olmayan converse ayakkabılarımın orasından burasından sızıp da çoraplarımın içinden geçip ayak parmaklarıma değdiğini hissettiğim yağmur damlalarının akabinde pantolonumun paçalarından girmeye başlayıp bununla da yetinmeyip kafamın üzerinde durmakta olan şemsiyeye ve üzerime giymiş olduğum yağmurluğa rağmen enseme kadar ıslanmış ve en sonunda tüm iliklerime işleyen yağmurdan zor bela kaçıp bir otobüsün çok da rahat olmayan koltuklarından birine oturmuş hemen yanımdaki pencereden bakmaya çalışıyorum, kendimce, olduğu kadarıyla… Otobüsün hafif buğulanmış camı üzerine hızla ve fazlaca çarpan yağmur damlaları ardında oradan oraya koşuşturan insanlar… Bu görüntüyü görmeyeli uzun zaman olmuş hatta ve hatta daha öncekilerden daha farklı bir görüntü olduğunu fark ediyorum… Otobüsün küçük penceresinden bakarken “Ne güzel!” diyorum, “Baraj göllerimizi doldurmaya yetmeyecek olsa da yağıyor ya, yağsın tabi, ne güzel!”…

Yağmurlu günleri sevdiğim pek söylenemez zaten geçen gece de diz kapaklarımın ağrısından uyuyamamıştım, yağmur ben geliyorum demişti anlayacağınız…

“Sokaktaki insanlar ne durumda acaba, ben otobüse bindim, şimdilik iyi durumdayım… Ya da evlerini yine su basmış olan insanlar ne haldedirler…Can kayıpları olacak mı acaba? Keşke hiç kimse zarar görmese…” diye geçiriyorum içimden… Kuşlar da zaten yağmurdan afallamış şekilde bir o yana bir bu yana uçmaya çalıyor.

“Yağmur o kadar şiddetli ki biz dünyalılardan intikam almak ister gibi bir hali var…” diye düşünmeye başlamışken ani bir şekilde kesiliyor hiddeti, şiddeti; duruluyor bir anda sesimi duymuşçasına. Aklımdakilerin hepsi siliniyor zaten o anda, hal böyle olunca ben de takıyorum kulaklıklarımı, gözlerimi de kapatıyorum, ne de olsa otobüsten indiğimde beni ıslatacak bir yağmur damlası olmayacak, diye sevinerek ve Taksim’e gitmeme engel olduğu için biraz da kızarak…

Abraxas…

22.09.2008

« Önceki SayfaSonraki Sayfa »

WordPress.com'dan blog alın.