Hayal kırıklıklarıyla dolu yaşamımız… Uğraşıyoruz, çalışıyoruz, didiniyoruz ancak bazen gerçekten olaylar istediğimiz şekilde sonuçlanmıyor. O zaman birilerine kızıyor, küsüyor, bağırıyor, çağırıyoruz; kendimizde değil de başkalarında suç bulmaya çalışıyoruz. Kim bilir belki de haklıyız bunu yapmakta… Dünya denilen yerde adalet aramak çok da akıl kârı bir şey değil ne de olsa… Herkesin doğruları var. Ama doğrular farklı her yerde… Benim yanımda geçerliliği olmayan doğrular birçok yerde güzel güzel işliyor… Ya da ne bileyim, benim olmayan doğrulara ben de yaşam şansı vermiyorum belki… Herkes bencil… “Sadece ‘ben’ varım… Tekim ve yaşamaya çalışıyorum… Doğrularımla ya da yanlışlarımla…” Herkes aynı cümleleri söylüyor. Düşüyorum, kalkıyorum, eziliyorum, büzülüyorum, süzülüyorum… Bana bir şeyler oluyor, ancak yapılacak çok şey yok… Adalet aramak hata! Çünkü herkes adalet arıyor, ancak adaleti olması gereken şeklinde değil, benim için olması gereken, benim işime yarayacak olan biçiminde bulmaya çalışıyoruz. Tabi bulmak imkansız… Hayal kırıklıkları kaçınılmaz. Üzüntü büyük bir olasılık…Belki umutsuzluk ardında.Bir şeyleri başaramama korkusu. Hani bitkisel hayat derler ya, insan kendini o duruma bile sokabilir, olasıdır… Peki ne yapmak lazım? Zor bir soru, hatta anlamsız…
Cevap içimizde saklı… Ancak içimizdeki ses konuşmayalı uzun zaman olmuş. Toparlaması zaman alacak. Önce hecelemeye, sonra konuşmaya başlaması lazım, kim bilir daha sonra bağırmayı bile başarabilir ama sabır lazım bize. Kazanılması zor, çok düşmemiz lazım, çok yaralanmamız lazım… Yolumuz uzun. Uzun ve ince, zorlu bir yol…
Abraxas…
07.07.2008

