AbRaXaS…

Nisan 18, 2009

İngiltere’nin Yeni Yıldızı_Susan Boyle

Kategori: Uncategorized — aksitabraxas @ 10:08 am

susan-boyleGeçenlerde (1 hafta oldu galiba.) İngiltere’de yayınlanmakta olan Britains Got Talent, Türkçe adıyla “İngiltere Yıldızını Arıyor” adlı yarışma programını izlerken resmen şoka girdim. Susan Boyle adında 47 yaşındaki bir kadın elemelere katılmak amacıyla geliyor, aslına bakarsanız insanlar tarafından pek de tınlanmıyor ve hatta alay konusu oluyor. Hangi şarkıyı söyleyeceği sorulduğu zaman karşılığı I Dreamed a Dream. Offf diyorum yaa. Les Miserables müzikalinden oldukça ünlü bir şarkı. Şarkıyı Judy Kuth’dan dinlediniz mi bilmiyorum ama dinlediyseniz zaten ne kadar mükemmel seslendirdiğini göreceksiniz. Ben izlerken tüylerim diken diken oldu. 47 yaşındaki bir kadından o sesin çıkabileceğini açıkçası hiç tahmin etmemiştim. Zaten kadın daha şarkının ilk kelimesini söylediği anda insanlar büyülendi diyebilirim. Tüm seyirciler şarkıyı başından sonuna kadar ayakta dinlediler ve en sonunda da jüri üyeleri de dahil olmak üzere ayakta alkışladılar. E böylelikle jüriden de geçti Susan Boyle. Zaten şarkıyı söylediği sırada bile jüri üyelerinin gözleri dolu doluydu. Gerçekten mükemmel bir şekilde seslendirdi. Sizlerin de izlemenizi tavsiye ederim. İnternette bulunan videolar tamamıyla İngilizce ama eğer ingilizce bilmiyorsanız da izleyin. Çünkü konuşmalar, jest ve mimikler oldukça belirgin ve herkesin anlayabileceği türden. Buradan önünüze bir dolu seçenek çıkacak, youtube’dan izlemek isteyenler de buradan lütfen.

Sevgiler.

Abraxas…

18.04.2009

Ekim 5, 2008

Önüm Arkam Sağım Solum Saklanmayan Ebe Sobeeeee

Kategori: Mim — aksitabraxas @ 3:31 pm
Tags: , , , , ,

Serzenişe pek meraklı arkadaşım Serzeniş Meraklısı tarafından geçtiğimiz pazartesi günü mimlenmişim. Ancak benim üç gün önce haberim oldu.
Konumuz bayram.Bayramın bize getirileri falan filan… Ben bu konuyla ilgili yazmayarak bir mim geleneğini bozacağım. Çünkü bayram bitti malumunuz…
Düşündüm taşındım, ne yazsam neden bahsetsem diye; aklıma bir doğumgünü yazısı yazmak geldi… Laf aramızda tam olarak dokuz gün sonra doğumgünüm olduğundan ne yazmam gerektiği konusu üzerinde çok da düşündüğümü söyleyemem. Düşündüklerim çok daha farklı şeylerdi. Mesela doğumgünümde hediye olarak ne isterim falan gibi şeyleri düşündüm. Aslında aklıma hiçbir şey gelmedi. Gerçekten vallahi hiçbir şeye ihtiyacım yok, sadece biraz daha huzur istiyorum. Umarım çok fazla şey istemiyorumdur.
Yazıya başlamadan önce bir sürü şey listelerim diye düşünmüştüm. Zaten benim arkadaşlarım da hiç anlamazlar bu blog işlerinden. Blog yazdığımı bilmeleri ama bloguma hiç girmediklerini de benim bilmemden dolayı rahat rahat yazarım demiştim kendi kendime, ne de olsa okuyan olmaz falan filan feşmekan… :)
Bir şey istemediğimi belirttiğim için yazıyı boşuboşuna uzatmanın bir alemi yok, bir an önce mimleme işlemine devam etmek istiyorum. Kasyaların kasyası Şehr-i Kasya‘yı mimliyorum.
İyi mimlemeler. :) )

Abraxas…
05.10.2008

Ekim 2, 2008

Yalnız Kalmak İstemiyorum!

Kategori: Şiir Kutusu — aksitabraxas @ 6:56 pm
Tags: , ,


Yalnızlığı sevmiyorum
Beni kendimle baş başa bırakan
Bazen de karanlığa hapseden
Yalnızlığı
Sev-mi-yo-rum!
Çevremde sesler olsun,
Görüntüler olsun…
Varsın kalabalıklar içinde yalnız kalayım.
Ama asla tek değil…
Yaşadığını hissetmek ister her insan,
Ben gibi…
Sesler olsun,
Görüntüler olsun.
Derin düşüncelere dalayım,
Kalabalık olsun,
İnsan olsun.
Karanlık olmasın…
Gözü açık olsun insanın
Korku dolar aksi halde yürek,
Beyin…

Abraxas…
02.10.2008

Ekim 1, 2008

Ben Hiç Şeker Toplamadım!!!

Kategori: Sevgili Günlük — aksitabraxas @ 1:13 pm
Tags: , , , , ,
Normalde şekerle çikolatayla hiç aram yoktur, diyebilirim. Çevremdeki insanlar bu konuda bana zombiymişim gibi bakıyorlar.”Çikolata yenmez mi ya inanamıyorum sana!”, “Ay ben hemen gidip bir çikolata almalıyım, isteyen var mı?” ya da “Şeker yer misin kuzum?” gibi cümlelerle sıkça karşılaşıyorum. Hatta hergün birkaç kere bu tarz konuşmaların odak noktasında bulunabiliyorum. Bazen kendimi tutamayıp “Nasıl yiyorsunuz ya böyle sürekli?” diye büyük bir şaşkınlık içerisinde sorumu yöneltiyorum.Zombiymişim gibi bakıyorlar diye boşuna demedim herhalde, “Sen sus bir kere, çay bile içmiyorsun” diyerek anında susturuyorlar beni. Daha doğrusu söyleyecek bir laf bulsam susmam ama söyleyecek pek bir şey yok. Tepki verdiğimde “Şu çay da nasıl içilir ki!” falan gibi ablak cümleler kuruyorum. Herneyse şeker çikolata olayına dönelim. Şeker yine bir nebze kabul edilebilir bir şey ama bir adet çikolatalı gofreti, dikkat edin gofret diyorum, bile bitirem. İlginç olsa gerek,zira Ramazan bayramında ya da nam-ı diğer ‘şeker’ bayramlarında kendimden geçmiş bir şekilde çikolata ve şeker yemeye başlıyorum. Bunun sırrını henüz çözebilmiş değilim ama herhalde bayramda ortama ayak uyduruyorum. Çocuklar falan şeker topluyorlar ya, onlara şekerlerini verdikten sonra önemli bir görevi yerine getirmiş birisinin edasıyla bir şekeri mideye indiriyorum. Afiyetle, zevkle ve de neşeyle… Küçükken -bir zamanlar ben de küçüktüm :p- bayramlarda kardeşlerim de dahil olmak üzere sitenin bütün çocukları şeker toplamak için toplanırlardı. Ben hiç şeker toplamadım. Bana göre, evdeki şekerler bize yeterdi, sonuçta babamın şeker ve çikolata alacak parası vardı…Yanlış düşünmüşüm tabiki, çocukluk işte. Sanki şeker ve çikolata alabilecek tek baba benim babamdı… Çocuk olsaydım şimdi, şeker toplamaya gider miydim acaba, diye iç geçiriyorum. Aslında zevkli olabilirmiş.Ben olayın asıl amacını çözememişim, ne kadar aptal bir çocukmuşum. Babam derdi ki, sen de git topla… “Ne o öyle baba ya bizim evde şeker yok mu da elalemin kapısını çalıp da şeker toplayacağım, bir kere utanır insan ya!” falan derdim.Aslında düşündüğümde şimdi komik buluyorum bu cümlelerimi. Bilmiş bilmiş konuşuyormuşum bir de…Bak bak bakk, bizim evde şeker yok muymuş… Hay Allah… :) ) Bir de şöyle bir durum var, aslında söz şekerden ve çikolatadan açıldı ama ben bayramlarda harçlık da alamazdım. O harçlıkları şimdi verseler keşke. :) )Babam ve annem tabiki her zaman harçlık verirler, gerçi bu bayram nakit yerine fotoğraf makinesi aldım ama olsun.Ailem dışında kimseden para alamazdım, sanki ayıp gibi gelirdi bana. Bazıları gizlice cebime falan sıkıştırırdı onlar hariç.Utangaç bir çocuk gibi -ki öyleydim- kafam önümde, mal mal “Teşekkür ederim ama sağolun alamam.” falan derdim. Kendimi resmen Yeşilçam filmlerinde görür gibi oldum. Fakir ama gururlu kız modeli… Ay pek bir ironik… :)
Neyse ben şimdi bir şeker daha yemeye gideyim, yakında şeker yemekten komaya falan girmezsem tekrar yazarım.:)
Tekrardan iyi bayramlar, bol şekerlemeler. :)
Abraxas…
01.10.2008

Eylül 28, 2008

Ankara Yolcusu Kalmasın!!!

Kategori: Sevgili Günlük — aksitabraxas @ 6:59 pm
Tags: , , , , , , , ,

Uyanır uyanmaz bilgisayar başına geçtim diyebilirim aslında öncelikle TNT’de Monk’u izledim, birazdan da Lost başlayacak…Hazır reklamlar varken yazayım dedim.Ankara’ya geldim bu sabah saat 06.30 gibi…Ne kadar özlemişim, neredeyse 1yıl oldu gelmeyeli. (Sanırım olmuştur o kadar, çünkü en son ne zaman geldiğimi hatırlamıyorum…) AŞTİ’de indikten hemen sonra Ankaray’a geçiş yaptım.İki adet öğrenci bileti alayım dedim…İki öğrenci bileti dedim…”Adam da pasonuz var mı?” dedi.Ben de “1sn lütfen!”diyerekten çantamda paso avına çıktım.Hem öğrenci kimliğimi hem de İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin bana vermiş olduğu pasomu çıkarıp adamın gözüne gözüne soktum. Her neyse adam “Bu pasolar burada geçmez.” dedi…Sanırım öğrenci kartı alabilmek için sadece Ankara’da okumak gerekiyor, İstanbul ya da herhangi bir şehirde okuyan öğrenci, öğrenci sınıfına sokulmuyor, ilginç, çirkin, abes…Şaşırdığımı söyleyemem, zira her türlü şeyi beklerim ABB’den, diye düşünerek tam bilet aldım. Bak bak bak… Gelir gelmez bir uyuzluk oluştu içimde, zaten oldum olası sevmemişimdir Ankara’nın insanını…Adamın ne suçu var diyeceksiniz, haklısınız ne diyeyim… Kurunun yanında yaş da…
Herneyse ankaray’dan Kızılay’a kadar gittim ve sonrasında metroya geçiş yaptım…Metronun yerin üstüne çıktığı bölümlerde tam olarak huzur buldum diyebilirim… Sessiz, sakin…Büyük binalar yok, yer yer ağaçlar falan var.Ankara’da da ağaç mı var?, diyeceksiniz bu noktada da, varmış cidden az da olsa..Metroda da kimse yoktu neredeyse, birkaç kişi ve ben…
Metrodan indikten sonra otobüse bindim bir de… Yolculuk üstüne yolculuk… :) Herneyse bizim otobüsün kalktığı yer değişmiş, yolun karşısından kalkıyormş artık, ben de alt geçitten geçtim. Normalde hiç uğraşmam ama bu sefer resmen alt geçitte uzun bir yürüyüş yaptım. :) Otobüse bindim, zaten kısa bir mesafe gidecektim. Otobüs hareket ettikçe ta ben lisedeyken bitirilmesi planlanan metro çalışmalarında halâ bir değişiklik olmadığını gördüm ama şaşırmadım, zira blunduğumuz bölgeye hiçbir şey yapılmayacağı geçen yerel seçimlerde açıklanmıştı, ne yapalım herkes aynı kişiye ya da partiye oy verecek diye bir şey yok, siyasetin kirli oyunları sabah sabah birbir gözümün önüne serildi.Konuyu değiştirmiş gibi oldum değil mi, hemen bir U dönüşü yapayım: Otobüs güzergahını da değiştirmiş… Saf saf etrafıma bakındım, nerelere giriyor bu otobüs soruları kafamda olarak…
Kulağıma da kulaklık taktım tabi, müziksiz geçmez değil mi?
Ben de öyle düşünmüştüm, sonra zar zar telefonum çalmaya başladı, bana kalırsa geç kalmış bir telefondu…Annem nerede olduğumu merak etmiş, o sırada da teyzemlerin evinin önündeydi otobüs, söyledim rahatladı…
Yollar bomboştu ya müthiş bir şey..Etrafta insan yoktu ya, bu görüntüye aç kalmışım resmen…Ankara böyle miydi önceden de… :) )
Durakta inip eve gittim, annem kahvaltı falan hazırlamış. Kahvaltı alışkanlığım da hiç yoktur, neyse kırmayım o kadar uğraşmış dedim ama nasıl midem bulandı anlatamam.Herneyse pek bir şey yiyemedim, hemen yatmak istediğimi söyledim (otobüste de uyumuştum ama) ve çok özlediğim yatağıma kavuşmuş oldum… Bir ara annem kaldırdı, bana mantı yapmış. :) ) Mantıya hayır denir mi hiç? Hemen kalktım tabi, yalnız annem de herhalde beni kıtlıktan çıktım falan sandı, tabağı nasıl doldurduysa artık, yarısına bile gelemeden tıkandım. Gerçi bu,tabağı gördüğüm anda zaten belli olmuştu, babamla birbirimize nasıl baktığımızı hiç anlatmayım. :) Mantımı kısmen yedikten sonra tekrar yatayım dedim, yatış o yatış… Uyumayı bile özlemişim, zira Ankara’da uyumanın tadı da bir başka. Neyse şimdilik Ankara izlenimlerim bu kadar, bütün gün sadece uyuduğumu düşünürsek fazla bile diyebilirim. Zaten Lost da başladı… Ben televizyon başına geçiyorum ve şimdiden herkese kazasız, belasız, mutlu ve iyi bayramlar diliyorum.
Sevgiler.

Abraxas…
28.09.2008

Sonraki Sayfa »

WordPress.com'dan blog alın.